
Tarih: 26 Şubat 1992. Yer: Hocalı. Tarih bir utanç sayfasına daha Fransız gazeteci Jean-Yves Junet'nin dilinden şu satırları düştü: 'Pek çok savaş hikâyesi dinledim. Faşistlerin zulmünü işittim,ama Hocalı'daki gibi bir vahşete umarım kimse tanık olmaz'
Ahh Jean-Yves Junet... Tarih öyle vahşetleri tekerrür etmek için mi unutturur insanlığa... Bu acıyı yüreklerinde en çok hisseden bir toplum bile bugün Ermeni piçlerini "dost" ilan edebiliyorsa bil ki tarih daha çok vahşetlere insanlığı tanık olarak kaydecektir. "Beşerin hafızası nisyan ile maluldür" diyorlar... Unutmaya elverişli yani.. Bir istisna ki bütün kaideleri alt-üst edeceğine inanıyoruz: Alperen Ocakları... Çünkü biz UNUTMUYORUZ!
Basın Açıklaması
Değerli Basın Mensupları;
Tarihi gerçekleri inkar ve tahrif ederek Türk Milletini soykırım yapmakla suçlayan ve her platformda "sözde soykırımı" dile getirerek destek veren “dost ve müttefik dediğimiz ülkeler..!” ne yazık ki henüz kanları bile kurumayan, 18 yıl önce Ermeni çetelerin Rus birlikleri ile Azerbaycan-Dağlık Karabağ/ Hocalı'da işgal sırasında yaptıkları vahşeti görmezden gelmektedirler.
26 Şubat günü Türk dünyası ve Azerbaycan için en acılı günlerden biri olmanın yanısıra aynı zamanda insanlık tarihi için de kelimenin tam anlamıyla siyah bir sayfadır. 26 Şubat 1992'de Azerbaycan'ın Hocalı kentinde sivil halka karsı Ermeniler tam anlamıyla bir katliam yapmış, eski Sovyet İttifakı Silahlı Kuvvetleri'ne ait 366. Alay 'ın desteği ile Ermeni Silahlı Kuvvetleri tarafından düzenlenen saldırılar sonucu 613 Azerbaycan Türk'ü hayatını kaybetmiştir. Ancak kayıp sayısının bu rakamların çok çok üstünde olduğu bilinmektedir. 56 hamile kadın karnı yarılmış durumda bulunmuştur. Bu vahşi saldırıda 487 kişi ağır yaralanırken, 1275 kişi ise rehin alınmış, geri kalan nüfus da bin bir zorlukla canını kurtarmış ancak bu olayın tahribatından ruhları ve hafızaları asla bir daha kurtulamamıştır.
Hocalı'da katliam bölgesini gezen Fransız gazeteci Jean-Yves Junet'nin gördükleri karşısında söyledikleri, katliamın boyutunu da anlatmaya yetmektedir: "Pek çok savaş hikâyesi dinledim. Faşistlerin zulmünü işittim, ama Hocalı'daki gibi bir vahşete umarım kimse tanık olmaz"
Peki neydi bu düşmanlık? Ermenistan'daki okul duvarlarında asılan haritalarda Türkiye'nin 12 ili Ermeni sınırları içinde yer almaktayken, Ermenistan'ın bayrağında Türkiye hudutları içindeki Ağrı Dağı'nın resmi varken, Ermenistan Millî Marşı'nda "Topraklarımız işgal altında, bu toprakları azat etmek için ölün, öldürün" denmekteyken, başkaca bir neden aramaya lüzum olmasa gerek!
Biz bu filmi ve şovenist zihniyeti 1900'lü yıllarda da seyretmiştik. Yine Çarlık Rusya'sı ve Batının desteği ile katliam, zoraki göç ettirme şeklinde Anadolu coğrafyasında "Büyük Ermenistan" yaratılmaya çalışılmış ve Anadolu'nun çeşitli yerlerinde 560 bin insanımızı katletmişlerdir. Ermeni çetelerinin katliamını önlemek ve devletin bütünlüğünü korumak amacıyla 1915 yılında uygulanan tehciri "sözde soykırım" söylemine dönüştüren Ermeniler, yıllar sonra 1992'de aynı planı Azerbaycan Dağlık Karabağ dahil olmak üzere Azerbaycan'ın %20'sini işgal ederek gerçekleştirmişlerdir.
O nedenle bu alçak katillerin gerçek yüzleri, bütün dünyaya gösterilmeli, yaptıklarının hesabı maddi ve manevi mutlaka sorulmalıdır. Özelikle iç siyasette yaşanılan stresli ve yoğun günler nedeniyle yüz yüze olduğumuz diğer ciddi problemler unutulmamalıdır. 85 yıl öncesinin olaylarıyla ilgilenme cesaretini gösterenlerin, Ermeni'lerin çok yakın geçmişimizde Karabağ'da, Hocalı’da yaptığı vahşeti görmezden gelmesine sessiz kalamayız. İnanıyoruz ve istiyoruz ki, Türkiye Büyük Millet Meclisi en kısa sürede bu katliamı tanısın, zulme uğrayan Azerbaycanlı kardeşlerimizin ve bu acıyı paylaşan tüm Türk Halkının acısı bir nebze olsun hafiflesin.
Coşkun ARSLAN
Alperen Ocakları
Samsun İl Başkanı
HOCALI'DA YAŞANANLAR
Yer: Azerbaycan, Hocalı
Elleri bir ağaca arkadan bağlanan hamile bir kadının başına dikilmiş olan iki Ermeni yazı tura atıyordu. Bu kanlı kumarı yaklaşık 100 yıl önce Anadolu toprağında Kars'ta Ağrı'da, Van'da Erzurum'da da ataları oynamıştı.Onlardan duymuşlardı. Karnı burnunda çaresiz bir Azeri kadının doğumu oldukça yakın görünüyordu. Çaresiz kadın bir hazan yaprağı gibi titriyordu. Elbiseleri yırtık, ayakları çıplaktı... Ermenilerin uzun boylu olanı elindeki AK-47 model Rus yapımı otomatik tüfeğinin namlusuna monte edilen seyyar kasaturayı çıkartırken,diğeri elindeki demir parayı havaya attı: -Akçik, manç? .. (Kızmı, oğlan mı -Akçik... (Kız) Bu cevap üzerine 'oğlan' diyerek bahse giren Ermeni, elindeki kasatura ile hamile kadının karnını bir hamlede yarıp çocuğu çıkarttı.Kan bürülü gözleri bebeğin kasıklarına kilitlendi. -Tun şahetsar,ınger... (Sen kazandın,yoldaş) -Yes şahetsapayts ays bubrikı inç bes bidigişdana... (Ben kazandım ama bu bebek nasıl beslenecek -Mayrigı bedge gişdatsine.(Annesi besleyecek elbette) Bunun üzerine daha kısa boylu olan Ermeni, bir hamlede kasaturaya geçirdiği bebeği annesinin göğsüne yapıştırdı: -Mayrig yerahayin zizdur. (Çocuğa meme ver) Aynı dakikalarda Hocalı'nın başka bir semtinde tek kale futbol maçı hazırlığı vardı. İki kesik Azeri kadın başını kale direği yapmışlar, top arayışına girmişlerdi.Başı tıraşlı bir çocuk bulup getirdiklerinde ise Ermeni çeteci sevinçle bağırdı: -Asixn ma/,çimi yev bızdıge, aveg gındırnadabidi. Gıdıresek... (Bu hem saçsız hem de küçük,iyi yuvarlanır. Kopartın...) Aynı anda çocuğun gövdesi bir tarafa,başı da orta yere düşmüştü... Ermeniler zafer naraları atarak, kanlı postalları ile kesik çocuk başına vurarak kanlı bir kaleye gol atmaya çalışıyordu. Bu iki olay Hocalı'da bundan çok değil yalnızca 14 yıl önce yaşandı.Her iki olay da ermeni çetecilerin katliamlarına bizzat şahit olan görgü tanıklarının anlatımlarıdır. Ne yazık ki 26 Şubat 1992 günü binlerce
Azeri türlü yöntemlerle vahşice katledilmiştir. Ajanslar,katliam haberini bütün dünyaya hızla geçerken, arşı titreten ağır bir vahşet yaşanan Hocalı halkından geri kalanlar ise çaresizlik içinde kıvranıyordu. Türkiye'de büyük bir dehşet uyandıran katliama ilişkin ilk görüntüler ise TRT aracılığı ile duyurulmuştu. Bütün olanları batılı gazeteciler, özellikle de New York Times belgeledi. 26 Şubat'ta güçlü silahlarla donatılmış Ermenistan silahlı kuvvetleri ile Hankendi'nde konuşlanmış bulunan Albay Zarvigarov komutasındaki 366'ncı Rus Motorize Alayı, Hocalı'ya saldırarak tarihin en vahşî katliamlarından birini yaptılar. 26 Şubat gecesi Rus motorize alayının tanklarından açılan top ve roket saldırıları ile Hocalı Havaalanı kullanılamaz hâle getirilerek kentin dış dünya ile ilişkisi de tamamen kesildi. Savunmasız kalan kente giren Rus destekli Ermeni askerleri, çocuk, yaşlı, kadın, bebek demeden birçok insanımızı vahşîce katlettiler. Ermenilerin işgal ettikleri Hocalı'da dehşet verici olaylar yaşandı. Canlı canlı insanların kafa derilerini yüzdüler, sağ olarak ele geçirdiklerini ise sistematik bir işkenceye ve tıbbî deneylere tâbi tutarak, insanlık dışı muamelelere maruz bıraktılar. Hızar ve testereler ile diri diri insanların kol ve bacaklarını kestiler. Genç kızların önce saçlarını,sonra da kafa derilerini yüzdüler. Babanın gözü önünde evladını,evladın gözü önünde babayı kurşunlara dizdiler. Kesik kafaları sepetlere doldurdular. Peki neydi bu düşmanlık? Ermenistan'daki okul duvarlarında asılan haritalarda Türkiye'nin 12 ili yer almaktayken, Ermenistan'ın bayrağında Türkiye hudutları içindeki Ağrı Dağı'nın resmi varken, Ermenistan Millî Marşı'nda 'Topraklarımız işgal altında, bu toprakları azat etmek için ölün,öldürün' denmekteyken, başkaca bir neden aramaya zaten gerek yok sanırım. Dağlık Karabağ Bölgesi'nde bulunan Hocalı'ya, eski Sovyet İttıfaki Silahlı Kuvvetleri'ne ait 366.Alay'ın desteği ile Ermeni Sılahlı Kuvvetleri tarafından düzenlenen saldırılar sonucu 613 Azerbaycan Türk'ünün hayatını kaybettiği resmî olarak açıklandı. Ancak kayıp sayısının bu rakamların çok çok üstünde olduğu bilinmektedir. 56 hamile kadın karnı yarılmış durumda bulunmuştur. Bu alçak saldırıda 487 kişi ağır yaralanırken, 1275 kişi ise rehin alınmış, geri kalan nüfus da bin bir zorlukla canını kurtarmış ancak bu olayın tahribatından ruhları ve hafızaları asla bir daha kurtulamamıstır. Şahitlerin anlattıklarını dinleyenler önce kulaklarına inanamadı. Fakat katliam sonrası Hocalı'ya girdiklerinde ise, görgü tanıklarının abartmadığını kısa sürede anladılar. Hocalı'da katliam bölgesini gezen Fransız gazeteci Jean-Yves Junet'nin gördükleri karşısında söyledikleri, katliamın boyutunu da anlatıyordu: 'Pek çok savaş hikâyesi dinledim. Faşistlerin zulmünü işittim,ama Hocalı'daki gibi bir vahşete umarım kimse tanık olmaz' Peki 26 Şubat 1992 günü yaşanan bu katliamın emrini kim vermişti; Ermenistan Devlet Başkanı sıfatını taşıyan Robert Koçaryan denilen kirli katilden başkası değildi. Yaptığı terör faaliyetlerinin oranı nispetinde terfi eden Taşnaksutyun örgütü liderlerinden Robert Koçaryan, 20 Mart 1996'da Ermenistan Başbakanı oldu. Karabağ'da barış istediği için aşırı milliyetçilerin tepkisine daha fazla direnemeyen Levon Ter Petrosyan istifa edince de 30 Mart 1998 yılında ondan boşalan Devlet Başkanlığı koltuğuna,'Hocalı Katliamı' başsorumlusu olan azılı terörist Robert Koçaryan oturdu. .....
|